EN ŞİRİN SEMT KUZGUNCUK

                       

Üç dinin buluştuğu Kuzguncuk’ta biri Ermeni, biri Rum kilisesi olmak üzere iki kilise bir havra bir de cami vardır. Yan yana duran kutsal mekanlar semtteki huzurun ve hoşgörünün birer sembolüdür.

Adeta her sokak dizi ya da film platosudur

Tek katlı minik evlerin etrafını çevrelemiş otlar ve gül hatmilerle, meyve ağaçlarıyla dolu; içinde kedi yavrularının civcivlerle oynaştığı yemyeşil bahçeler…

Ama bu bahçeler öyle süslü püslü dizayn edilmiş bahçeler değil, tamamen doğal bahçelerdir.

Orijinaline sadık kalınarak yapılan restorasyon candır

Semte güzellik veren eski evlerin çoğu restore edildi altı kagir, üstü ahşap olan iki üç katlı çiçeklerle süslü evlerin önünde, insanların sohbet ettiği,gazete okuduğu küçücük çay evleri, cafeler var artık.

Dostluk ve vefa kol kola gezmektedir Kuzguncuk’ta

Hırıstiyan ve Musevilerle Müslümanlardan oluşan Kuzguncuk halkı yıllardır sevgi saygı dostluk içinde yaşamlarını sürdürürler.Son yıllarda göçler nedeniyle gayri Müslim halk azalmıştır ama semtin tatlı aksanlarıyla konuşan yaşlı amcaları,yaşlı teyzeleri esnafı sıkı sıkıya tutunurlar burada hayata.

Çınaraltısız Boğaz semti olur mu hiç?

Sahile indiğinizde, kıyıdaki evlerin arasından bir minik meydan çıkar karşınıza,yemyeşil ağaçlarla çevrili Çınaraltı.Meydanın yanında eski bir fırın, tavşankanı bir çay, sıcacık bir simitle “hoş geldiniz” der size.


ÇİÇEK PASAJI(Hristaki Pasajı-Cite de Pera)

Dünyanın ve İstanbul`un önde gelen caddelerinden biri olan İstiklal Caddesi.  Çiçek Pasajına ev sahipliği yapmaktadır. Tanzimat döneminde, Sultan Abdülhamit ve Sultan Abdülaziz tiyatro seyretmek için ünlü Naum Tiyatrosu’na gelirlerdi. Verdi’nin “II Trovatore” adlı ünlü operası da, Paris’ten önce İstanbul’da bu tiyatroda sahnelenmiştir. 1870 yılında gerçekleşen büyük Beyoğlu yangınında, Naum Tiyatrosu da yanarak yıkılmış ve yangın sonrası yeniden inşa edilen binalardan biri olmuştur. “Galata Bankerleri” sanıyla  tanınan Rum bankerlerinden Hristaki Zografos Efendi, 1876 yılında, yanan Naum Tiyatrosu’nun yerini satın almıştır. Bu arsa üzerine, İtalyan mimar Cleanthy Zanno’ya çizdirdiği proje ile içinde bir çarşı ve apartman bulunduran, yeni tipte bir bina yaptırmıştır.1876 yılında Paris tarzında düzenlenmiş 24 dükkan, üstünde ise 18 lüks dairenin oluşturduğu Pasaja “Hristaki Pasajı”, binaya ise “Cite de Pera” adı verilmiştir.  Çiçek Pasajı (Hristaki Pasajı-Cite de Pera) Genellikle restoran ve meyhaneleri için gidilebilecek, tarihi dokusu ve yaşanmışlıklarıyla İstiklal Caddesinin ben ve benim gibi birçok meftunu için vazgeçilemeyecek bir  sembolüdür. Çiçek Pasajı. (Hristaki Pasajı-Cite de Pera)
Kış günü ayrı güzel, baharı ayrı güzeldir. Hangi dükkan da oturduğunuzun bir önemi yok, Çiçek Pasajı’ndasınız…


GALATA KULESİ

GALATA KULESİ

Galata Kulesi efsanesi ise kuleye kiminle çıkarsanız onunla evleniyo muşsun. Bu efsane Roma dönemlerinde birbirini seven gençlere söylenen bir efsanedir. Efsaneye göre zamanında birbirini çok seven iki çift varmış.Bu gençler bir türlü ailelerini ikna edememiş ve akıllarına Galata Kulesine çıkmak gelmiş. Erkek ise kuleye çıkmak istemiyomuş nedeni ise bu ilişkisinden önce zaten bi kızla kuleye çıkmış. Bu olayı sevdiğine anlatamamış ve her gece düşünmüş ve sonunda kızın ısrarlarına dayanamamış bir gece gizlice girmişler Galata Kulesinden İstanbul’u seyrederken kız mutlu ve hayal kurarken aniden şimşekler çakmaya başlar ve hiç görülmemiş şekilde yağmur yağar .Çocuk anlar ve korkarak dışarı atarlar kendilerini ve kıza anlatır bütün olanları kızla yolları ayrılır ve daha karşılaşmamışlardır. Efsaneye göre insanlar artık kuleye çıkmaya uzun süre cesaret edemez. TARİHİ Galata Kulesi 528 yılında Bizans tarafından yapıldı.Dönemin kralı Anastasius tarafından inşa edildi ve Fener kulesi olarak kullanıldı. Kule 4. haçlı seferi zamanı çok hasar aldı ve 1348 yılında Cenevizliler tarafından tekrar inşa edildi. 1445 yılında ise kulenin boyu yükselti ve gözleri üstüne çekti. İstanbul Fetih edildikten sonra uzun süre restore edildi.16.yüzyılları arası Kasım paşa tersanesinde çalışan Hristiyan esirlerin kalabileceği bir yer haline getirildi.Dönemin Sultanlarından bilinen 3. Murat döneminde kule rasathaneye çevrildi ama çok sürmeden kapatıldı. 4.Murat döneminde ise Hazan-Fer Çelebi kartal kanadı şeklinde yaptığı tahtadan kanatları takıp Galata kulesinden Üsküdar’a kadar uçtu. Bu uçuş Avrupa’nın çok dikkatini çekti ve İngiltere’de Gravürler yapılmıştır. 1717 yılından sonra kule yangın gözleme kulesi olarak kullanıldı. 3. Selim döneminde ise çıkmış olan yangında kulenin nereyse tamamı yandı.Hemen kuleyi onarımı başladı derken çok geçmeden 1831 yılında tekrar yandı.Kulenin 1875 yılında çatısı düştü.1965 yılında tekrardan onarmaya başladılar. Şimdi ise turistlerin ve İstanbul’a gelen herkesin görmek ve çıkmak istediği yerlerdendir.


SURİYE PASAJI

İstanbulda pek bilinmeyen tarihi yerlerindendir Suriye pasajı tarihi 1901 yılına dayanır

            Zamanın büyük paşalarından Suriye uyruklu Hasan Halbuni Paşanın ve dönemim İstanbul ticaret odası başkanı olan Mehmet Abbud Paşa ile inşaatı başladı

        Dönemin en iyi Mimarlarından olan Demetre Th. Bassiladis başındaydı.İnşaat ise 1908 yılında tamamlan

            Suriye pasajı şimdi ise içinde restaurantların oldugu ve baktıkca nasıl güzel bir mimarisi oldugunu anlıyoruz

                 Suriye pasajı İstanbul Avrupa yakasında Beyoğlu Taksimde İstiklal caddesinde bulunur

                         Restaurantlar genellikle alkollu mekanlardır.Daha çok turistler ve fotoğrafcıların

                Gittigi ve içinin gezmesi ücretsizdir.

        ÖLMEDEN ÖNCE GİDİLMESİ GEREKEN  YERLERDENDİR


İSTANBUL BOĞAZI

Dünyanın en  büyük ve önemli şehirlerinden biri olan  İstanbul  gibi çok özel bir şehre sahip olduğumuz için oldukça şanslıyız.Trafik,göç ve nüfus gibi aşılması güç bazı handikaplara sahip olsa da bunların hiçbiri İstanbul’un dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şehri özel kılan öğelerden bir tanesi de kesinlikle İstanbul’un o eşsiz boğazı. Şehrin simgesi olarak kabul edilen İstanbul Boğazı hakkında tüm detayları gelin yakından inceleyelim.

 

İstanbul’u İstanbul yapan meşhur İstanbul Boğazı, Karadeniz ve Marmara Denizi’ni birbirine bağlamaktadır. Ayrıca bu boğazın bir yakası Avrupa’ya, diğer yakası ise Asya’ya aittir. Bu durum, boğazı jeopolitik açıdan oldukça değerli kılar. Sadece İstanbul değil, Türkiye’ye dair bütün turistik tanıtımlarda en çok kullanılan yerdir. Dünyada uluslararası deniz taşımacılığı yapan diğer boğazlarla kıyaslandığında en dar geçite sahiptir. Karadeniz’e kıyısı olan pek çok ülke, Akdeniz yönüne gitmek adına burayı kullanmak zorundadır. Boğaza dair egemenlik hakları 1936 senesinde imzalanan anlaşmayla beraber ülkemize teslim edilmiştir.

Boğaz üzerinde toplamda 3 adet köprü bulunmaktadır. Köprüler Asya ve Avrupayı birbirine bağladıkları için oldukça önemli bir işleve sahiptirler. Boğaz üzerinde oldukça yoğun bir deniz taşımacılığı söz konusudur.Şehir hatları vapurları ve feribotlar dışında, yük gemileri ya da yolcu motorlarını da gün içinde sıklıkla görmek mümkündür. Yakın tarihte denizaltı ulaşımına yeni bir boyut atlatan Marmaray sayesinde boğazın iki yakasına daha hızı bir şekilde ulaşım sağlana biliyor. 4. Jeolojik zamanda oluşan İstanbul Boğazı, tarih boyunca pek çok medeniyete kucak açmıştır. Bir fay çöküntüsü olduğuna dair öngörüler ağırlık kazanmış olsa bile oluşumuyla ilgili kesin yargılara varmak güçtür.

Üsküdar açıklarındaki bölüm, boğazın tuzluluk oranının en yüksek olduğu alanlardır. Bu oranın en düşük olduğu yerlerin başında ise Beykoz ve çevresi geliyor. Suları çevreleyen alanda Kız Kulesi ve Kuruçeşme Adası, oldukça ilgi görür. Boğazın son dönemlerde en ciddi sorunu kirlilik.Özellikle büyük tankerler ve bilinçli atılan çöpler.


ORTAKÖY CAMİ

Ortaköy cami Osmanlı dönemine dayanan bir tarihi vardır.

Bu cami 19.yüzyıldan günümüze kadar İstanbulun önemli camilerindendir.

Gercek adı BÜYÜK MECİDİYE CAMİ olup 1854 yılında bitmiştir.

Bu caminin ilk bulundugu yeri Mahmud Ağa tarafından yaptırıldı

Ama Patrona Halil İsyanında yıkıldıgı biliniyor

Günümdeki halini ise Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır

Camide en çok dikkat çeken ise duvarlardaki ALLAH,MUHAMMED yazılarıdır.

Abdülmecid hat sanatı ustalarındandır.Caminin duvarlarındaki güzel yazılar genellikle onun eseridir.


MISIR APARTMANI

  •  
  • Mısır Apartmanı;  İstanbul Boğazı’nın Avrupa yakasında Beyoğlu İstiklal Caddesi Galatasaray semtinde 1910 tarihlerinde inşa edilmiştir. İstiklal Caddesi ile Acara Sokağı’nın kesiştiği noktada yer alır ve 303-305 kapı numarasına sahiptir. İstanbul’un en büyük kiliselerinden Sent Antoine Katolik Kilisesi’yle komşudur.
  • 1910 yılında, yıkılan Trocadero Tiyatrosu’nun yerine, Mısırlı Abbas Halim Paşa tarafından kışlık konak olarak yaptırılmıştır. Mısır Apartmanı, İstanbul’un ilk betonarme yapılarındandır. Osmanlı devlet adamı, Mısır eyaleti yöneticilerinden Abbas Halim Paşa tarafından Ermeni asıllı mimar Hovsep Aznavuryan’a yaptırılmıştır. Art Nouveau tarzındaki yapının inşasına 1905 yılında başlandı. İnşaat malzemelerinin büyük bir bölümü Fransa’dan getirildi. Yaklaşık 4,5 yıl süren inşaat çalışmalarının ardından yapı, 1910 yılında tamamlanarak Paşa’ya teslim edildi. Orijinal planda bina, zeminde dükkânlar olmak üzere toplam 6 kattan oluşuyordu. En üst katın bir bölümü çamaşırhane, kalan kısmı teras olarak kullanılıyordu. İstiklal Caddesi, Acara Sokağı ve Akarsu Sokağı olmak üzere üç cepheden yola bakan yapının giriş kapısı ve ön cephesi İstiklal Caddesi’ndedir. Ön cephede gösterişli balkonlar loca boşlukları ve ilk katta geniş pencereleriyle dikkat çekmektedir. Dış cephenin en karakteristik özelliği ise yalın süslemelerle bezenmiş kesme taştan yapılma duvarlar ve cephe heykelleridir.
  • Konağın Sahibi Abbas Halim Paşa tarafından kişisel konut olarak yaptırılmışsa da, Paşa’nın ölümünün ardından yapı, varisleri tarafından katlara ayrılmak suretiyle apartmana dönüştürülmüş ve 1940 yılında dönemin ünlü işadamlarından Hayri İpar’a satılmıştır. İpar Ailesinin mülkiyetinde yapıda birtakım değişiklikler yapılmıştır. Mevcut binaya 2 kat daha eklenmiştir. 9’uncu katın da ruhsatı alınmıştır. Ancak 9’uncu katın yapımı hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Apartmana sonradan bir asansör de eklenmiştir. Asansör zemin katla 6’ncı kat arasında çalışmakta olup, 7 ve 8’inci katlara merdivenle ulaşım sağlanmaktadır. Apartman’ın ikinci sahibi Hayri İpar’ın İstanbul’dan ayrılıp Brezilya’ya yerleşmesiyle birlikte, yapı büyük ölçüde boşalmış oldu. Bakımsız kalan binanın %70’i, 2000 yılında Koray İnşaat adlı firma tarafından satın alındı. Bunun ardından apartmanda genel bir onarım başlatıldı ve 5 yıl içinde yapı tümüyle restore edildi. Depreme dayanıklılık testlerinin olumlu olduğu açıklandı. 100 yılı aşkın süredir ayakta olan apartmanın dairelerinde pek çok önemli kişinin yaşadığı bilinmektedir. Türk şair Mehmet Akif Ersoy, görevi gereği 10 yıl kaldığı Mısır’dan 16 Haziran 1936 tarihinde Türkiye’ye döndüğünde bu apartmanda bir daireye yerleşti ve ölümüne değin burada yaşadı. Bir diğer Türk şair Mithat Cemal Kuntay da bu apartmanda yaşadı ve öldü. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün dişçisi Musevi asıllı Sami Günzberg’in muayenehanesi de Mısır Apartmanı’nda bulunuyordu. Diş muayeneleri için Atatürk’ün binaya ziyaretlerde bulunduğu bilinmektedir. Apartmanda ayrıca Cumhuriyet’in ilk yıllarında önemli moda ve dikimevleri da vardı. Günümüzde apartmanın çeşitli katlarında tiyatro, restaurant, lokaller, sanat Galerileri ve çalışma ofisleri bulunuyor. Şuanda da binanın belirli katlarında Halka açık galeriler bulunmakta.
  • Kolay ulaşımı olan Mısır Apartmanını ücretsiz gezebilirsiniz ve aynı zamanda çok sayıda sosyal medya da paylaşmak içn fotoğraf çekebilirsiniz.